17 Ocak 2026

Nasıl bu kadar körleşebildik?

Uzun zaman geçti, izini kaybettim. Takvimler anlamsız, mevsimler ağırlaşıyor. Deniz kıyısında dalgalar artık hareket etmiyor, Zamanın ipini geri çekemem, yazgıyı yeniden yazamam. Belki de hiçbir zaman bizim elimizde değildi.

Nasıl bu kadar körleşebildik? Nasıl zalimlerin önünde eğildik? Nasıl yüzyıllar boyunca korkuya ve suskunluğa tutunduk?

Artık savaş yok, sadece uçurum. Yakında denizle bütünleşeceğim. Artık maskeler yok, sadece dinginlik. Yakında dalgaların sessizliğiyle bir olacağım.

9 Ocak 2026

Günün güzelliğimi yoksa sakinliği mi bilemedim

Sabahları güne başlamak benim için küçük bir ayrıntı sanırım. Alarmın sesiyle uyanır uyanmaz pencereyi açar, içeri dolan serin havayı hissederim. Evet hala alarmla uyanıyorum ahahah. Bir fincan kahve eşliğinde kısa bir sessizlik anı yaşamak günün geri kalanına hazırlık gibi gelir. Bu küçük başlangıç kafamı toparlar ve yapılacak işleri daha berrak görmemi sağlar. Çok berrak. Öğle saatlerim genellikle hareketli olur. Çalışmalar, telefon görüşmeleri ve bilgisayar başında kısa molalar vermeye özen gösteririm. Birkaç dakikalık yürüyüş ya da basit bir esneme hareketi bile enerjimi tazeler. Günün ortasında kendime küçük bir nefes alanı açmak yoğunluğun içinde kaybolmamı engeller. Akşam olduğunda ise dinginleşirim. Günün telaşını geride bırakmak için kitap okur, bazen müzik dinlerim. Yemekten sonra kısa bir düşünme zamanı ayırır, günün nasıl olduğunu değerlendiririm. Bu sakin kapanış ertesi gün için yeni bir başlangıcın kapısını aralar. Aralar aralamasına da yarın ki günün bir gerçeği vardır işe gitmek. 

4 Ocak 2026

Bir ağacın dilini anlamalıydım

Ağaçların dili, insan kulağına duyulmaz ama ruhuna dokunur bir melodidir. Köklerinden göğe uzanan dallarına kadar her hareket, her titreşim bir anlam taşır. Rüzgarla sallanan yaprakların hışırtısı, aslında bir tür fısıltıdır. Toprağın derinliklerinde birbirine bağlanan kökler ise sessiz bir sohbetin kanallarıdır. Ağaçların kökleri aracılığıyla mantar ağları üzerinden birbirleriyle besin ve bilgi paylaştığını ortaya koyulmuştur bile. Bu gizli iletişim ağına “Wood Wide Web” denir yani ormanın kendi interneti. Bir çam ağacı, yanındaki zayıf fidanı besinle destekleyebilir son tahlilde, bir meşe, yaklaşan tehlikeyi kimyasal sinyallerle komşularına bildirebilir. İnsanlar kelimelerle konuşur, ağaçlar ise kimya ve titreşimle. Bu dil, sabırla işlenmiş bir zaman sanatıdır. Yavaş, derin ve kalıcı. Ağaçların dili bize doğanın sessiz ama güçlü bir dayanışma biçimini hatırlatır, görünmeyen bağların, görünür dünyayı nasıl ayakta tuttuğunu gösterir.

Bugün ağaçların dilini yeniden öğrenmek, ekolojik bir zorunluluk haline gelmiştir günümüzde. Ormanların yok oluşu, aslında bu kadim dilin sessizleşmesi demektir. Bir ağacın kesilmesi, yalnızca bir gövdenin kaybı değil aynı zamanda bir cümlenin yarım kalmasıdır. Eğer dikkatle dinlersek ağaçların bize verdiği mesaj açıktır aslında. Dayanışma, sabır ve süreklilik. Onlar kökleriyle birbirine tutunarak hayatta kalır biz ise çoğu zaman bireysel çıkarlarımız uğruna bu bağı koparırız. Oysa ağaçların dili bize birlikte var olmanın estetiğini öğretir. Bir ormanın içindeki sessizlik, aslında binlerce sesin uyumudur. Bu uyumu korumak insanın kendi geleceğini korumasıdır. Ağaçların dilini anlamak yalnızca doğayı değil kendimizi de anlamaktır çünkü biz de köklerimizle ve dallarımızla geleceğe bağlıyız.