Benim şu başladığım işi bitirme huyum bir gün başıma iş açacak. Ne zaman yeni bir şeye girişsem, sanki onu kusursuz yapmak zorundaymışım gibi hissediyorum. Sizde de oluyor mu böyle? Normal insan döner düzeltir devam eder ama ben ne yapıyorum? Pat diye en başa sarıyorum sanki yaptığım onca şeyi ben değilde başkası yapmış gibi. Kitaplarda da aynı dertten müzdaribim. Geçen hafta bir kitaba başlayayım dedim ama çok sıkıcı, sıkılıyorum yani. Ama kitabı okumaya devam ediyorum. Yarısına kadar geldim ha gayret diyorum kendime ne alakaysa sanki kendimi sıkıyorum. Bu arada evde okunacak çok kitap var da sıkıldığım kitapla devam etmem gerek gibi hissediyorum. ya da ben kitap okumayı gerçekten sevmiyorum. İnternetten sipariş verdim, marketten eve bişey taşımak istemedim. Ama pişman oldum, siparişimle alakası olmayan ürünler gelmiş. İş yerinde durumlarda biraz sıkıntılı, kimsenin tadı tuzu yok. Patron çıldırdı arkadaşlar patron şimdiden zamı düşünüyor arkadaşlar patron düşündükçe düşünüyor arkadaşlar. Kadında haklı çalışan insanlarda haklı yapacak bir şey.
17 Haziran 2026
11 Haziran 2026
Utan utan
9 Haziran 2026
Baş ağrısından migrene mi?
6 Haziran 2026
Temizliğe beklerim
Haftasonları demek güzel güzel evim diyerek temizlik yapmak demek. Haftasonları erken kalkmaları seviyorum gerçekten. güzel bir kahvaltı hazırlayıp çayımla mutlu olabiliyorum. Taaki temizliğe başlamadan önce:) Pis bir insan değilim ama temizlik yapmayı hiç sevmiyorum ben ve isteyerek yapmadığım için şu günlerde bunu kafaya takmaya başladım. Toz viledayı sadece haftasonları yapıyorum yapana kadar da tozlar oluşmaya başlıyor. Sanırım isteyerek yapmadığım için oluyor tüm bunlar. Dışarıdan bakınca pis bir insan mıyım? Siz söyleyin:) Bayramda tüm akrabalarla bayramlaştık ettik, sen ne iş yapıyon şunu yapıyom, sen ne işte çalışıyosun, şu işte çalışıyorum. Bir akraba tanıdığımın şehirlerarası bir otobüs firmasında üst düzey olmasada yönetici olduğunu öğrendim. Abla deseydin biletini ayarlardım ben senin artistliklerine girdi, ulen senelerdir memlekete gidip geliyorum daha önce neredeydin? Gülerek biraz ısırdım onu ama sonra dedim ki kimse böyle güzellik yapmak zorunda değil kendine gel:) Şu temizliği bitireyim ben.
4 Haziran 2026
Buzdolabı da tatil ister mi?
3 Haziran 2026
Ya sürekli tatil olsun ya da sürekli çalışalım? Ne dersiniz.
Bayram sonrası kendime gelmeye çalışıyorum. Ben tuhafım biraz. Ya soluksuz tatil olmadan çalışılacak ya da tatiller çok olacak. İş yerini özlemediğimi farkettim. Kim özlüyor iş yerini? Neyse. Bugün çok yorulduğumu hissettim. Tatilde bayramda nereden çıktı şimdi? :)) Bir zamanlar fırtına estirirdim cümlesi geldi aklıma. Sen çok büyüksün be Mazhar Alanson! Bayram boyunca telefonuma annemden babamdan kardeşimden bir arama gelmedi, sanırım en güzel kısmıda bu oldu. Bayram bitiminde aramalar devam etti. Yok yani kadın bir gün aramasa kendini tuhaf hissediyor sanırım. Bloga her gün yazasım var, ama bu düşüncemi henüz gerçekleştiremedim. Önermek istediğiniz dizileri yorumlara bırakırsanız çok mutlu olurum arkadaşlar.
23 Mayıs 2026
Zaten Pilli Bebektim ben
17 Mayıs 2026
Hastayım hastasın hasta
Hasta oldum. Bu yaşta bademciklerim şişiyor, soğuk şeylerde yemiyorum nasıl beceriyorum bunu bilmiyorum ben. Bu yaşımda annem arıyor çocuğum sağlığına dikkat etler havada uçuşuyor. Çocuk olmak istedim sanırım bu akşam. Annem olsaydı yanımda ilgilenirdi benimle. Ben hasta olduğumda bitkisel şeyler içmiyorum. Mandalina ve nar yiyorum sonra iyi hissediyorum. Yani blogcum cumartesi pazarım hastalıklarla oldu. Yarın iş var, eğer düzelmezsem sağlık ocağına gidip rapor yazdıracağım kendime.
11 Mayıs 2026
Hayret
Sabah alarmı kapatıyorum, beş dakika sonra tekrar çalıyor sanki alarmın kendi hayatı var.
Market poşetini taşırken hep en zayıf kulp kopuyor poşet benden daha kırılgan.
Telefonu şarja takıyorum %99’da takılıp kalıyor sanki bana inat yapıyor.
Ve
en komiği bir şey söyleyeceğim deyip söylemeyen insanlar! Ulen neden
varsınız? Bu kadar merak uyandırıp sessiz kalmak da ayrı bir yetenek.
2 Mayıs 2026
Sen üstün yetenek değilsin güzelim
Hayatın en cafcaflı anlarında içimdeki kırılganlık kendini gösteriyor. Çoğu zaman onu saklamaya çalışıyorum. Güçlü görünmek ve dimdik durmak istiyorum. Oysa insan ruhunun en hassas yanlarını kabul etmesi aslında büyük bir cesaret. Kırılganlığımı bir ayna olarak görüyorum. Bana kim olduğumu neye ihtiyaç duyduğumu ve hangi yaralarımı hala taşıdığımı hatırlatıyor.
Ara sıra onu bastırıyorum ara sıra sahipleniyorum ama her ikisini de yapmak biraz zorlaştırıyor işi. İnsan neden gözyaşı dökmek isteğinde olur bilmiyorum ama ara sıra ağlayasım da geliyor. Ne yapıyorum ben acaba diye sruyorum kendime ama nafile. Sanırım bu günler de dolup taşıp gidecek.
27 Nisan 2026
Hey gidi günler hey
20 Nisan 2026
Mütevazılığımı kaybedeceğim
15 Nisan 2026
Hemcinslik
Şuna bak. Filmlerdeki gibi aşk yaşasak ya biz diyor. Sen önce herkese şıpsevdi olmaktan bir çıkıver güzelim ya. Gelen gidene pembiş pembiş boncuklar. Eski sevgilisinin aldığı giysiyi giyiyormuş da fotoğraf çekilirmiş te te te te. Nasıl mide var bu hemcinslerimde. Kendi adıma konuşacağım ben eski sevgililerimin aldığı ilişki bittikten sonra çöpe atıyorum. Kendinize gelin abi ya. O kadar da değil! Bir de demez mi onlar birer hatıra diye. Adamı zamanında yontmuşsun demek ki güzel hatıra kalmış sana. Bu konuda erkeklere hak verebiliyorum bazen. Kadın dediğin kendine yaslanır, bir erkeğe değil abi. Allahım neden böyle hemcinslerim var? Bu insanlarla aynı havayı soluyorum!
Aklıma üniversitede ki sevgilim geldi. Demişti ki eğer ayrılırsak sana aldığım tüm hediyeleri çöpe at gitsin, biten bitmiştir onlarda bitsin. Adam o kadar haklı ki. Şimdi ne yapıyor bilmiyorum ama umarım mutludur, umarım çocukları vardır, eşini çok seviyordur eşi de onu. Güzel bir ailesi vardır inşallah.
14 Nisan 2026
Bir ağacın hafızasını okumalıydım
Her ağaç aslında sessiz bir tarih kitabı. Gövdesindeki halkalar, yaşadığı yılların izlerini taşır. Bir yaz kurak olduysa bereketli bir baharsa geniş bir halkadır o. Ağaç gördüğü her günü, her mevsimi, her fırtınayı saklar. Biz unuturuz, ama o hatırlar. Bir çocuğun gölgesinde oynadığı günü, bir kuşun dallarında yuva kurduğu anı, bir sevgilinin gövdesine kazıdığı kalbi. Ve daha fazlasını. Hepsi onun hafızasında birer izdir.
13 Nisan 2026
Veremem sana acımı dedi
İstemsiz şekilde veremem sana acımı dinliyorum. O zamanlar toyduk tabi. Kampüse çok gelirdi Düş Sokağı Sakinleri. Ne ses vardı adamlarda! Gençliğimin en güzel günleriydi. O senelerden bu senelere o kadar çok sene geçti ki. Hesaplamak dahi istemiyorum. Geriye dönüp baktığımda üniversite sonrası hayatı güzel yaşayamamışım. Yaptığım yanlışlıklar, hislerime yenik düşüp sevgiye dalışlarım, belkide kariyerimi bile zedelemişim. Çok şükür güzel bir işim var ama daha güzel olabilirdi belki. Belki mantıklı şekilde ilişkim olabilseydi evlenmiştim, çocuğum olmuştu. Bunlar için geç değil tabi ama arkadaşlarıma bakıp bazen imreniyorum. Güzel yapmışlar.
Birde bu şarkı mevzusu. Her dinlediğim şarkıda bir anlam yüklüyorum ben. Bu çok aptalca bir şey. Mesela veremem sana acımı şarkısını bir sevgilim varken dinlerdim onu düşünürdüm. Lan o ilişki biteli asır oldu halen daha aklıma geliyor. Saçma saçma işler ya.
6 Nisan 2026
Çok küçük bir iz
bir damla su.
İçimde,
koca bir deniz.
Adım atsam,
yankısı büyür.
Ve ben,
küçük bir iz.
27 Mart 2026
Karanlığın içinde kayboldum
Karanlığın içinde sürüklenen günler, sessizliğin boğduğu çığlıklar ve yalnızlığın zincirleri. Her nefesim biraz daha eksiliyor, her düşüm biraz daha çürüyor. Zaman beni unutsa da, içimdeki acı hiçliğe kök salıyor. Sessiz bir çöküşün ortasında, varlığım silinse bile karanlığım baki kalıyor.
25 Mart 2026
Sessiz çöküş
Umudun sesi çoktan sustu içimde.
Kırık aynalarda tanımam yüzümü,
Zaman bile terk etti peşimde.
Soğuk duvarlar anlatır sessizliği,
Çığlıklar boğulur karanlıkta.
Bir damla ışık arar gözlerim,
Ama gece hep kalır yanımda.
Yalnızlık sarar ince bir zincirle,
Her adımda ağırlaşır bedenim.
Düşlerim çürür, toprak olur,
Bir mezar taşına yazılır ismim.
Ve rüzgâr taşır kaybolmuş nefesimi,
Hiçliğe savrulur kırık dualarım.
Bir gün belki unutulur varlığım,
Ama acım kalır sonsuz karanlığım.
17 Ocak 2026
Nasıl bu kadar körleşebildik?
Uzun zaman geçti, izini kaybettim. Takvimler anlamsız, mevsimler ağırlaşıyor. Deniz kıyısında dalgalar artık hareket etmiyor, Zamanın ipini geri çekemem, yazgıyı yeniden yazamam. Belki de hiçbir zaman bizim elimizde değildi.
Nasıl bu kadar körleşebildik? Nasıl zalimlerin önünde eğildik? Nasıl yüzyıllar boyunca korkuya ve suskunluğa tutunduk?
Artık savaş yok, sadece uçurum. Yakında denizle bütünleşeceğim. Artık maskeler yok, sadece dinginlik. Yakında dalgaların sessizliğiyle bir olacağım.
9 Ocak 2026
Günün güzelliğimi yoksa sakinliği mi bilemedim
4 Ocak 2026
Bir ağacın dilini anlamalıydım
Ağaçların dili, insan kulağına duyulmaz ama ruhuna dokunur bir melodidir. Köklerinden göğe uzanan dallarına kadar her hareket, her titreşim bir anlam taşır. Rüzgarla sallanan yaprakların hışırtısı, aslında bir tür fısıltıdır. Toprağın derinliklerinde birbirine bağlanan kökler ise sessiz bir sohbetin kanallarıdır. Ağaçların kökleri aracılığıyla mantar ağları üzerinden birbirleriyle besin ve bilgi paylaştığını ortaya koyulmuştur bile. Bu gizli iletişim ağına “Wood Wide Web” denir yani ormanın kendi interneti. Bir çam ağacı, yanındaki zayıf fidanı besinle destekleyebilir son tahlilde, bir meşe, yaklaşan tehlikeyi kimyasal sinyallerle komşularına bildirebilir. İnsanlar kelimelerle konuşur, ağaçlar ise kimya ve titreşimle. Bu dil, sabırla işlenmiş bir zaman sanatıdır. Yavaş, derin ve kalıcı. Ağaçların dili bize doğanın sessiz ama güçlü bir dayanışma biçimini hatırlatır, görünmeyen bağların, görünür dünyayı nasıl ayakta tuttuğunu gösterir.
Bugün ağaçların dilini yeniden öğrenmek, ekolojik bir zorunluluk haline gelmiştir günümüzde. Ormanların yok oluşu, aslında bu kadim dilin sessizleşmesi demektir. Bir ağacın kesilmesi, yalnızca bir gövdenin kaybı değil aynı zamanda bir cümlenin yarım kalmasıdır. Eğer dikkatle dinlersek ağaçların bize verdiği mesaj açıktır aslında. Dayanışma, sabır ve süreklilik. Onlar kökleriyle birbirine tutunarak hayatta kalır biz ise çoğu zaman bireysel çıkarlarımız uğruna bu bağı koparırız. Oysa ağaçların dili bize birlikte var olmanın estetiğini öğretir. Bir ormanın içindeki sessizlik, aslında binlerce sesin uyumudur. Bu uyumu korumak insanın kendi geleceğini korumasıdır. Ağaçların dilini anlamak yalnızca doğayı değil kendimizi de anlamaktır çünkü biz de köklerimizle ve dallarımızla geleceğe bağlıyız.